06 Eylül 2010   HAKKIMIZDA | İLETİŞİM | ANA SAYFA  
 
 
YAZARLAR
KATALOG
REKLAM
 
  NOTOS   NOTOS BLOG   NOTOS DÜKKAN   ATÖLYE   MUTFAK  
 
Site İçi Arama
Günlerin Getirdiği
Son Dakika

 
 
 
 
 
GÜNLERİN GETİRDİĞİ
 
Allah'ın Kızları romanı yargılanıyor

Nedim Gürsel’in Allah’ın Kızları romanı yayımlandıktan sonra hem herkesin ilgisini çekti, hem de kimi çevrelerin tepkisini. Bu arada asıl önemlisi, roman hakkında, “dini değerlere hakaret ettiği ve aşağıladığı” iddiasıyla dava açıldı. Ne yazık ki bizim ülkemizde yargıçlara ve savcılara edebiyat yapıtlarının kurgu olduğu, dolayısıyla onların yazarın düşlem gücüyle hayallerinden yararlanarak, uydurarak yaratıldığı anlatılamıyor.
Hayal ürünü, dolayısıyla gerçek olmayan bir metin suç unsuru taşıyabilir mi? 
Nedim Gürsel Allah’ın Kızları romanında İslamiyet’in doğuş zamanlarını, Cahiliye Dönemi’ni anlatıyor; dolayısıyla Hazreti Muhammed’i bir roman kahramanı olarak hayal ediyor. Nedim Gürsel’in ne dini değerleri aşağılamak, ne de Hazreti Muhammed’i küçük düşürmek gibi bir amacı olabilir. Yalnızca yaratıcı bir yazar o. 
Savcı da davanın ilk celsesinde, “romanda dine hakaret olduğunu, ne var ki suç unsuru oluşturacak, yani kamu barışını bozacak yeterince delil olmadığını” belirtmiş. Oysa bu yorum da edebiyatın alanına girmez. Nedim Gürsel’in romanını Ceza Yasası’nın hükümleriyle anlamak olanaksız olduğu gibi, yaratıcı bir yazarın bu tür mütalaalarla ilgisi de olamaz.
Öte yandan, Allah’ı Kızları hakkında dava açılması, bu arada Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bir “bilirkişi” kurulundan roman hakkında görüş alıp sonunda bu görüşü bir “fetva” veriyormuşçasına açıklaması üstünde de yeterince durulmadı. Yazar örgütlerinin, ilgili mesleki kuruluşlarının, yazarların, göstermeleri gereken tepkiden uzak kaldığı da belirtiliyor. Nedim Gürsel’in, seçtiği konuyu romanının satışını ve kendi ününü artırmak için kullandığı da düşünülmüşse, edebiyat yapıtlarına özgürlük istemek çok zorlaşır. 
Oysa Nedim Gürsel’e açılan davanın durdurulmasını isteyen dünya yazarları vardı. Tahar Ben Jelloun, John Berger, J.M. Gustave Le Clézio, Lois Gardel, Gamal Ghitany, Jean-Claude Giullebaud, Christine Jordis, Bernard-Henri Lévy, Olivier Mongin, Edgar Morin, Antonio Muñoz Molina, Érik Orsenna, Olivier Rolin, Patrick Rotman, Antonio Tabucchi, Tzvetan Todorov gibi yazarlar, hakkında açılan dava nedeniyle Nedim Gürsel’e destek verdi. Notos, yazar ve yaratıcı yazı özgürlüğü bağlamında gördüğü konuyu bu sayının “Günlerin Getirdiği” köşesine aldı.

Nedim Gürsel
"Diyanetin raporu bardağı taşıran son damla oldu."

Allah’ın Kızları romanınız yayımlandıktan sonra çeşitli tartışmaları da birlikte getirdi. “Halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik” suçlamasıyla hakkında soruşturma başlatıldı. Allah’ın Kızları’nı yazarken bu tür endişeleriniz var mıydı? 
Soruda alıntı yaptığınız Türk Ceza Kanunu’nun 216. maddesi aslında bir azınlığı, daha açık söylemem gerekirse, Alevileri korumak için
tasarlanmış. Romanımın içeriğiyle hiç ilgisi yok. Ben niye halkın bir kesimini diğer kesim aleyhine kışkırtayım? İpe sapa gelmez bir suçlama, ama, ne yazık ki derdimi kimseye anlatamadım. Savcılığın açtığı sorusturma sonucu takipsizlik kararı çıkmıştı. Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi, her ne hikmetse, bu kararı bozdu ve hakkımda dava açıldı. Çok üzgün, biraz da öfkeliyim. Laik bir devlet olan Türkiye Cumhuriyeti’nde bu tür bir davanın açılması, üstelik bir romanın
suçlanması çok üzücü ve düşündürücü. Biliyorsunuz bu konuda Başbakan’a açık mektup yazdım, hâlâ bir yanıt bekliyorum.
“Amacım dini eleştirmek değildi, kaldı ki din eleştirilebilir de,” diyorsunuz. Türkiye’de din eleştirisi yapılabilir mi? Din adamları, inançlı insanlar ve kurumlar din eleştirisini olgunlukla karşılayabilecek durumda mı? Allah’ın Kızları’nın amacı neydi? Bu amaç niçin saptırıldı sizce?
Allah’ın Kızları’nın dini eleştirmek gibi bir amacı yok. Dinsel göndermeleri de içeren bir öykü anlatma gibi bir amacı var, her anlatının olduğu gibi. Bir bardak suda koparılan bu fırtınadan Türkiye’nin, laik bir cumhuriyet olduğunu iddia etmesine, AB’ye tam üyelik için çabalamasına karşın, hâlâ din tabusunu aşamadığı anlaşılıyor. Konunun niçin saptırıldığını bilemeyeceğim. Bu alanda çeşitli yorumlar, söylentiler var. Aklıma ilk gelen: bazı çevrelerin Türkiye’nin imajını demokratik ve uygar ülkeler nezdinde yıpratmak olabileceği. 
Bu romanı yazarken pek çok kaynaktan okumalar yapmış olmalısınız. Bir insan olarak Hz. Muhammed’e bakışınızda değişen ne oldu? 
Hz. Muhammed çocukluğumdan beri merak ettiğim bir kişilik. Çok önemli bir tarihsel rolü var, ayrıca bir peygamber. Onu anlatının odağına yerleştirmem elbette kolay olmadı. Bir peygamberin iç dünyasına nüfuz etmek, bir yazar için hiç de alışılmış bir şey değil. Zaten romanda başka kahramanlara da yer verdim, çok sesli bir yapı ortaya çıktı böylece. Bu romanı yazmadan önce Paris’te Arap Enstitüsü’nde araştırmalar yaptım, ilk peygamber monografileri olan ve Abbasiler döneminde, yani 9. yüzyılda yazılmış Tabari’nin ve İbn Hisam’ın kitaplarını okudum, özellikle İbn Hisam’ın anlattığı öykülerden yararlandım, kendim Hz. Muhammed üzerine fazla bir şey katmadım, yalnızca o atmosferi ve coğrafyayı çağrıştıran bölümlerde özgün bir üslup kullanmayı denedim. Romanın, bir ölçüde otoboyografik olduğunu da söyleyebilirim. Bir çocuğun inançla ve Kuran’ın büyüleyici sesiyle olan ilişkisi ve dedesinin Hicaz Cephesi anıları da bu romanda önemli bir yer tutuyor. Okumadan fetva verenleri burada özellikle kınıyorum. Peygamber Hira’da Cebrail’le ilk karşılaştığında Cebrail ona “İkra!” yani, “Oku!” demişti. Romanı eleştirenler onu gerçekten okusaydı, herhalde eski kültür bakanımız Atilla Koç gibi, beni tebrik ederlerdi.
Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu, Allah’ın Kızları hakkında bir rapor hazırladı. Sonunda da bir fetva verdi. Bu rapora göre, “eleştiri sınırlarının aşıldığı” yorumu yapılıyor. Bu konuda neler söylersiniz?
Elbette yoktu, ben bir roman yazdım. Çok sesli, inancı sorgulayan, öte yandan İslam’a hem içeriden hem dışarıdan bir bakış yönelten bir roman. Yer yer bir Müslüman duyarlığını yakalamaya çalıştığımı da söyleyebilirim. Diyanet’in üstüne hiç de vazife olmadan yazdığı olumsuz rapor bardağı taşıran son damla oldu. Üstelik romanı okumadan yazılmış bir rapordu, yazmadığım bir cümleyi yazmışım gibi gösteriyordu. Altında akademik unvan taşıyan bir zatın imzası vardı. Şimdi “teknik hata” yaptıklarını söylüyorlar, bu ne demekse. Diyanet’in okuma motoru mu bozuldu acaba? N
 
 
 

 

NOTOS KİTAP
BÜYÜK KİTAPLAR
EDEBİYAT
GEZİ KİTAPLIĞI
GENÇLİK
YAŞAM
BAŞVURU
 
 
Muammer Kırdök'ün ilk romanı, Ölümsüz Olduğum Zamanlar. Notos Kitap'tan sonuna dek merakla okunan bir roman, güçlü bir çıkış... Aşk ve gerçeklik arayışının gizemi... Aşk nedir? Gerçeklik var mı? Sahiciliğinden kuşku duymadığımız olgularla algıladığımız yaşam birbiriyle örtüşmediğinde var olma gücümüz azalıyor mu? Belirsizlikler içindeki arayışın beklenmedik sonu...

Berlin'de Üç Gün
Ahmet Mithat

Türk edebiyatının Osmanlı kültürü içinde yaşayan en sıradışı yazarlarından olan Ahmet Mithat'ın Avrupa'da yaptığı geziler üstüne yazdıkları da öteki bütün metinleri gibi çok ilgi çekicidir. Berlin'de Üç Gün, bu gezilerinin Berlin bölümünü ilk kez Latin harfleriyle okuyucuya sunuyor.

 
 Anket
 
 
 
 
 Anket Sonucu
 
 
NOTOS | NOTOS BLOG | NOTOS DÜKKAN | ATÖLYE | YAŞAM | MUTFAK | HAKKIMIZDA | İLETİŞİM | YAZARLAR | KATALOG | REKLAM | ANA SAYFA

Sıkça Sorulan Sorular | Müşteri Hizmetleri | Tüm Yardım Konuları | Gizlilik İlkeleri | Teslimat Koşulları | Banka Hesapları | Garanti ve İade Koşulları

NOTOS KİTAP YAYINEVİ
İnönü Caddesi, Emektar Sokak, No: 18/1 Gümüşsuyu, Beyoğlu İstanbul
Tel   : 0212 243 49 07  -  Faks : 0212 252 38 05

Tüm hakları saklıdır ve NOTUS.com'a aittir. Site içerisinde yer alan tüm metin, resim ve içerikler izinsiz kopyalanamaz ve çoğaltılamaz.
"Sitenin yazılım tasarım ve hosting hizmetleri CANEGEM BİLİŞİM tarafından sağlanmaktadır."